Yaratım ve Mutlak Varlığa Bakış
Tanrı hakkında konuşmaya başladığımda, her kelimenin beni biraz daha dikkatli olmaya çağırdığını hissediyorum. Çünkü O’na dair söylediğim şeylerin çoğu zaman Tanrı’nın kendisinden çok, benim O’nu hangi sınırlı ufuktan kavramaya çalıştığımı gösterdiğini düşünüyorum.
Bu yüzden Tanrı’yı kesin bir tanıma hapsetmeye çalışmıyorum. “O budur” demek yerine, O’nun sanatını, düzenini ve varlık içindeki yansımalarını izlemeyi seçiyorum. Whitehead ve Schelling gibi düşünürlerde sezilen arayışa yakın biçimde, Tanrı’yı uzak bir soyutlukta değil; hayatın akışında, oluşun içinde, her nefesin sessiz düzeninde arıyorum.
Evrene baktığımda fizik kanunlarının, biyolojik süreçlerin ve görünmez dengelerin düzenli biçimde işlediğini görüyorum. Bu düzenin kör bir mekanizmanın çalışmasından ibaret olmadığını düşünüyorum. Sistem, Yaratıcı’nın hikmetinin varlıkta görünür hâle gelmesi gibidir. Dışarıdan zorla itaat eden bir yapıdan çok, O’nun iradesiyle uyum içinde akan bir düzen olarak okunabilir.
Bunu bir çiftçi üzerinden anlamak mümkündür. Çiftçi toprağı sürer, tohumu eker, suyu verir. Fakat tohumun kabuğunu çatlatıp filize dönüşmesini sağlayan iç kuvvet, doğrudan çiftçinin elinde değildir. Çiftçi ortamı hazırlar; hayatın uyanışı ise daha derin bir kaynaktan gelir. Tanrı’yı, varlığın imkânını açan ve her oluşun ardında hayatı mümkün kılan sonsuz kaynak olarak düşünüyorum.
Madde, hayatı açıklamak için önemli bir kapı açar; fakat her şeyi tüketmez. Bir hücre fiziksel bütünlüğünü koruduğu hâlde yaşamını yitirebilir. Demek ki canlılık, yalnızca parçaların yan yana durmasından ibaret değildir. Burada ruhu, Yaratıcı’nın varlığa dokunan nefesi gibi görüyorum. Ruh, insana verilmiş bir işaret; varlığın içinde taşınan ilahi bir kıvılcımdır.
Anne karnındaki bebek bu sessiz akışı güçlü biçimde gösterir. Anne her an bilinçli bir emir vermez; bebek de ihtiyaçlarını hesaplayarak almaz. Buna rağmen aralarında kusursuz bir beslenme, koruma ve büyüme bağı kurulur. Hayat, görünmez bir şefkatin içinde akar. Bu bağı, Tanrı’nın niyetinin varlıkta beliren izlerinden biri olarak okuyorum.
Bu yüzden en mekanik görünen süreçlerde bile yalnızca mekanik olanı görmüyorum. Kolaylık da zorluk da daha geniş bir düzenin içinde yer bulur. İnsan her zaman bu düzenin nedenini ve yönünü kavrayamaz. Bazen yaratılış bir anda belirir; bazen de uzun bir bekleyişin içinde sessizce olgunlaşır. “Ol” emri kimi zaman yıldırım gibi iner, kimi zaman bir tohumun toprağı yarması kadar ağır ilerler.
İnsana düşenin, Tanrı’yı dar kalıplara sığdırmak olmadığını düşünüyorum. Bir hücrenin iç hareketinde düzeni, bir bebeğin oluşunda şefkati, toprağı yaran tohumda kudreti sezmek gerekir. Tanrı hakkında konuşmak, sonunda daha derin bir hayranlığa varıyorsa anlamlıdır. Çünkü bazı hakikatler açıklanarak değil, dikkatle izlenerek insana yaklaşır.





