CEMALKARA

Felsefi anlayışım, iteratif mi?

Felsefeyi, düşünceyi bir kez kurup kenara bırakmak olarak görmüyorum. Aynı soruya yeniden dönmeyi, ona başka bir açıdan bakmayı, eksik kalan yeri yoklamayı önemsiyorum. Çünkü hakikatin çoğu zaman tek hamlede ele geçmediğini düşünüyorum. İnsan bir…

Felsefi anlayışım, iteratif mi?

Bu yüzden kesinliği, kapanmış bir sonuçtan çok düşüncenin yürüyüşü gibi anlamaya çalışıyorum. Zihin bir fikri kuruyor, sınıyor, geri çekiliyor ve yeniden yaklaşıyor. Düşünce deneyleri de burada yalnızca süs olarak durmuyor; görünmeyeni yoklamanın, bir fikrin sınırını anlamanın aracına dönüşüyor. Bir düşüncenin nereye kadar gittiğini, hangi noktada çatladığını, hangi şart altında başka bir anlama büründüğünü ancak bu tekrar eden yoklamalarla fark edebildiğimi düşünüyorum.

Bilgiyi de yerinde duran katı bir taş gibi görmüyorum. Zamanla aşınan, genişleyen, başka verilerle yeni bir biçim alan bir şey olarak kavrıyorum. Bugün doğru görünen bir ilke, yarın başka bir bağlamda yeniden tartılabilir. Bu nedenle donmuş dogmalardan çok, yaşayan bir düşünme biçimine yaslanmaya çalışıyorum. Bilimsel yöntemde olduğu gibi burada da bir fikir kurulur, sınanır, eksikse düzeltilir ve yeniden ele alınır. Bir kere söylenmiş sözün son söz olmadığını düşünüyorum.

Bu düşünme biçimini canlı tutan şeylerden biri, hakikati tek bir düzleme sıkıştırmama çabasıdır. Görünen taraf hemen kendini belli eder; görünmeyen taraf ise kolayca ele gelmez. Aralarındaki gerilim, düşüncenin hareketini besler. İnsan kendi anlamını kurmaya çalışırken yalnızca bireysel aklıyla ilerlemez; daha geniş bir akışın içinde kendine yer arar. Özgür irade sorusu da burada düğümlenir: İnsan gerçekten seçer mi, yoksa olup bitenin içinden geçerken seçtiğini mi sanır? Bu sorunun kolayca kapanmadığını düşünüyorum. Her yorum, başka bir kapı açıyor.

Felsefe anlayışımın iteratif yönü tam da bu noktada belirginleşiyor. Aynı meseleye dönmenin geriye gitmek değil, derine inmek olduğunu düşünüyorum. Her dönüş, düşüncenin üzerindeki fazlalığı biraz daha temizliyor. Her yeniden yazım, fikrin ilk hâlinde görünmeyen bir damarını ortaya çıkarıyor. Bu nedenle bu blogdaki yazıların hemen tamamını tekrar tekrar yazdım. Amacım, bir fikri ilk biçimiyle korumak değil; onu her dönüşte biraz daha arıtmak, eksik kalan yerini görmek ve düşüncenin kendi iç hareketine sadık kalmak.

Bir yazı bazen ilk hâlinde yalnızca bir işaret taşır. Asıl anlam, ona yeniden dönüldüğünde belirir. Cümleler değişir, vurgu yer değiştirir, bazı ifadeler silinir, bazıları daha açık bir forma kavuşur. Böylece metin, yalnızca yazılmış bir şey olmaktan çıkar; düşüncenin geçirdiği dönüşümün izini taşır.

Hakikatin de buna benzediğini düşünüyorum. Sabit bir taş gibi tek parça durmaz; katman katman işlenen bir toprağa dönüşür. Bilgiye giden yol tek çizgiden ibaret değildir. Kimi yerde akıl öne çıkar, kimi yerde sezgi; kimi yerde bilimsel yöntem, kimi yerde insanın iç sesi. Bu yolları birbirine düşman etmeden, her birini kendi yerinde tartmaya çalışıyorum.

Sonunda felsefe anlayışım, düşünce deneyleriyle sınanan ve her sınamada kendini yeniden kuran bir yapı olarak beliriyor. Hakikati kapatmak yerine açık bırakmaya, bilgiyi dondurmak yerine işlemeye çalışıyor. İnsanı tek bir cevaba değil, cevabın peşindeki uzun yürüyüşe çağırıyor.

Yazılar