Bazı şehirler yalnızca sokaklarıyla değil, insanın içinde bıraktığı sesle de yaşar. İstanbul benim için tam olarak böyle bir şehir. Akşam çökerken değişen rengi, kıyılarda beliren sessizlik ve kalabalığın ortasında hissedilen yalnızlık, bir şarkının taşıyabileceği kadar yoğun duygular barındırır. İstanbul Akşamında adlı eserimi de şehrin bu hâli ile hasretin içli sızısını aynı duygu çizgisinde buluşturmak için yazdım.
Bir şehirden daha fazlası olarak İstanbul
İstanbul, bu eserde yalnızca olayların geçtiği bir yer değildir. Şehir, hatırlamanın ve özlemenin parçasına dönüşür. Akşamın rengi değiştikçe insanın iç dünyası da başka bir tona bürünür. Gündüzün hareketi geride kalırken söylenemeyen sözler, unutulamayan bakışlar ve ertelenmiş çağrılar daha belirgin hâle gelir.
Şarkının merkezinde, gönülde iz bırakan bir kişinin yokluğuna rağmen süren varlığı bulunur. Bazen bir insan yanımızda değildir ama adı, sesi ya da bakışı bulunduğumuz yere siner. İstanbul akşamı bu hatırlayış için doğal bir zemin oluşturur. Şehrin görüntüsü ile kişisel bir özlem birbirine karışır; dışarıdaki manzara, içeride yaşanan duygunun aynasına dönüşür.
Hasret, sessizlik ve yarım kalan sözler
Eserin sözlerini kurarken büyük ve gösterişli ifadelerden çok, içe dönük bir anlatımı tercih ettim. Çünkü hasret her zaman haykırarak yaşanmaz. Kimi zaman insan söylemek istediğini tamamlayamaz, çağrısının duyulup duyulmayacağını bilemez ve kendi hâliyle baş başa kalır. Bu sessizlik, duygunun eksikliği değil; aksine onun en yoğun biçimlerinden biridir.
Şarkıdaki kırılgan anlatımın temelinde de bu yaklaşım yer alıyor. Gönül kıyısına düşen bir bakış, ruhun üzerine inen mor bir akşam ve usulca ilerleyen gece aynı duygusal dünyayı besliyor. Buradaki akşam sadece günün bir vakti değil; bekleyişi, belirsizliği ve içten içe büyüyen özlemi temsil eden bir imge.
İstanbul akşamı, dışarıdaki ışık azalırken insanın içinde sakladığı duyguların görünür olduğu bir eşik gibidir.
Tekrarlanan İstanbul akşamında ifadesi ise şarkının duygusal odağını koruyor. Her dönüşte aynı yere gelinse de duygu bütünüyle aynı kalmıyor. Birinde hatırlama, diğerinde yanma; birinde sessiz kabulleniş, diğerinde duyulma isteği öne çıkıyor.
Kürdili Hicazkâr makamını seçmemin anlamı
İstanbul Akşamında’yı Kürdili Hicazkâr makamında besteledim. Makam tercihi benim için yalnızca teknik bir karar değildir. Bir eserin kelimeleri kadar, o kelimelerin hangi melodik iklimde söylendiği de anlatımı belirler. Kürdili Hicazkârın kendine özgü rengi ve yürüyüşü, şarkının hüzünlü fakat ölçülü dünyasıyla örtüşüyor.
Türk sanat müziğinde makam, melodinin gelişimini şekillendiren temel unsurlardan biridir. Ancak makamı yalnızca kuralların toplamı olarak görmüyorum. Her makam, besteciye farklı bir ifade alanı açar. Aynı sözler başka bir makamda farklı bir ağırlık, yönelim ya da duygu kazanabilir. Bu nedenle beste sürecinde şiir ile makam duygusunun birbirini taşımasına özellikle önem veriyorum.
Bu eserde aradığım şey, hüznü abartmadan hissettirebilen bir melodik anlatımdı. Hasretin ağırlığı duyulmalı, fakat şarkı bütünüyle karanlığa kapanmamalıydı. İstanbul’un akşam rengi gibi hem gölgeli hem de zarif bir atmosfer kurmak istedim. Makamın sunduğu ifade imkânı, sözlerdeki sessiz niyazı ve kırık sesi melodik bir bütünlüğe taşımama yardımcı oldu.
Söz ile melodinin birlikte doğması
Şarkının sözleri ve bestesi bana aittir. Benim için beste yapmak, önceden tamamlanmış kelimelerin üzerine herhangi bir melodi yerleştirmek anlamına gelmiyor. Sözcüklerin ritmi, hecelerin ağırlığı ve cümlelerin nefes aldığı noktalar melodinin yönünü etkiliyor. Aynı şekilde melodide oluşan bir kıvrım da bazen sözün yeniden biçimlenmesini gerektiriyor.
İstanbul Akşamında’da kısa, akılda kalan ve tekrar edilebilen bir ana cümle etrafında ilerlemeyi seçtim. Böyle bir yapı, dinleyicinin eserin temel hissine yeniden dönmesini sağlıyor. Kıtalar özlemin farklı yüzlerini açarken ana ifade hepsini İstanbul’un akşamında bir araya getiriyor.
Eserin duygu dünyasını oluşturan unsurlar
- Akşam: Gündüzden geceye geçişi ve içe dönüşü temsil ediyor.
- İstanbul: Hatıranın, özlemin ve şehirle kurulan kişisel bağın taşıyıcısı oluyor.
- Bakış: Kısa bir anın insanın içinde kalıcı iz bırakabileceğini anlatıyor.
- Sessizlik: Söylenemeyen sözleri ve karşılık bulup bulmayacağı bilinmeyen çağrıyı güçlendiriyor.
- Nefes ve ses: Sevilen kişiye ulaşma arzusunu, kırılgan bir söyleyişle görünür kılıyor.
Yapay zekâ bir araç, eserin kaynağı değil
Bu çalışmanın seslendirilmesi ve dinleyiciye ulaştırılması sürecinde Suno adlı yapay zekâ aracından yararlandım. Burada benim için önemli olan ayrım açık: Eserin sözleri, melodik yapısı ve bestecilik kararı bana aittir; yapay zekâ ise üretimin belirli bir aşamasında kullanılan yardımcı araçtır.
Yeni teknolojiler müziğin sunuluş biçimini değiştirebilir. Bununla birlikte bir eserin kimliğini belirleyen yaratıcı tercihler önemini korur. Hangi duygunun anlatılacağı, sözlerin nasıl kurulacağı, makamın hangi karakterle ele alınacağı ve melodinin nasıl ilerleyeceği bestecinin sanat anlayışıyla ilgilidir. Ben teknolojiyi bu yaratıcı sorumluluğun yerine geçen bir unsur olarak değil, eseri işitilebilir hâle getiren imkânlardan biri olarak değerlendiriyorum.
Bu yaklaşımda şeffaflığı da önemsiyorum. Dinleyicinin eserin hangi yönlerinin bana ait olduğunu ve hangi aşamada teknolojik destek kullanıldığını bilmesi gerektiğine inanıyorum. Araçlar değişebilir; fakat sözün ve müziğin arkasında durmak, benim açımdan değişmeyen temel ölçüdür.
İstanbul akşamına bırakılan bir şarkı
İstanbul Akşamında, bir bakışın ardından kalan sessizliği ve hasretin gecenin içine yayılan hâlini anlatan bir Türk sanat müziği eseridir. Ben bu şarkıda şehri dekor olarak değil, duygunun ortaklarından biri olarak ele aldım. İstanbul’un akşamı ile insanın içindeki bekleyiş aynı renkte buluştu.
Siz de söz, makam ve şehir duygusunun nasıl bir araya geldiğini işitmek isterseniz İstanbul Akşamında’yı videodan dinleyebilirsiniz.


